V. ULUSLARARASI TÜRK-ASYA KONGRESİ
"Asya’da Güvenliğin İnşası ve CICA"
YER
İstanbul Grand Cevahir Kongre Merkezi
TARİH
3 - 5 Haziran 2010

21. Yüzyılın ilk on yılı içerisinde yaşanan gelişmeler nerdeyse tüm yüzyılı etkileyecek potansiyele sahiptir. Asya kıtasının önemini artırdığı ve yeni yüzyılın dinamik ve belirleyici gücü olacağına dair ortak bir kanı vardır. III. Uluslararası Türk – Asya Kongresi katılımcıları olarak bizler bu görüşü paylaşıyoruz. Bu paylaşım, parçası olduğumuz Asya’nın dinamik süreçleri karşısında pasif bir durumda izleyici kalmamızı olanaksız kılmaktadır. Asya’yı ülkelerimiz için bir varlık ve fırsat alanı olarak görmekle birlikte, Asya’nın dünya siyaseti ve ekonomisinde artan öneminin kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracağı sorunların çözümünde sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz.

Asya artık bizim için uzak coğrafyaların toplamı değil; aralarında tamamlayıcılık ilişkisi bulunan ülke ve ulusların mekanıdır. Bu bilinçle Asya’yı yeniden tanımlayan dinamiklerden güvenlik, ekonomi ve enerji konularının Hindistan, Çin ve Rusya gibi kıtanın başat aktörleri ile Türkiye ekseninde tartışmayı amaçlıyoruz. Çıkış noktamız artık içinde olduğumuz Asya’daki süreçlerin ve bu süreçleri belirleyen aktörlerin dikkatle izlenmesi, analiz edilmesi ve anlaşılması ihtiyacıdır. Bu ihtiyaçtan bir adım ileri giderek yalnızca anlama ve anlatmanın yetmeyeceği, bahsedilen süreçlerin oluşumuna ve aktörlerin bu süreçleri yönetimlerine dahil olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Asya’nın çıkarları bağlamında yeni Asya’nın şekillenmesinde ülke ve uluslarımızın nasıl etkili olabileceğinin ortaya konması gerektiğine inanıyoruz. III. Uluslararası Türk-Asya Kongresi’ne katılımımızdaki temel gerekçemizi de bu inanç oluşturmakta.
I.   Bir Asya Yüzyılına Doğru ?
Asya, tarih boyunca Pasifik’ten Atlantik’e, Kuzey Denizi’nden Hindistan Altkıtası’na kadar oldukça önemli bir jeostratejik ve ekonomik alan olarak varlığını sürdürmüştür. Öyle ki bu gerçeklik, F. Braudel’i “Avrupa, yalnızca Asya’nın bir yarım adasıdır” ifadesine zorlamıştır. Ancak bu coğrafya boyunca ticaret, ulaşım ve haberleşme çok güç ve tehlikeli olmuştur. Doğal engeller, değişen ve savaşlarla kesilen sınırlar her zaman için istikrarın önünde ciddi bir engel oluşturmuştur.
Bugün, insan medeniyetinin içinde bulunduğu küreselleşme ve enformasyon devriminin getirdiği sosyo-ekonomik, teknolojik ve ideolojik boyutlardaki dönüşüm sürecinin en önemli jeopolitik odaklarından birini gene Asya ekseni oluşturmaktadır.
İki süper güç arasındaki Soğuk Savaş’ın sona ermesinin uluslararası sistemde meydana getirdiği değişim sürecine paralel olarak, Asya mekanının güvenlik ve barış stratejileri de ciddi ölçüde farklılaşmıştır. Bölgedeki güç dengeleri enerji, aşırı nüfus artışı, ekonomik büyümenin getirdiği Pazar ve ileri teknoloji mücadelesi, aktörlerin güven ve istikrar arayışlarını körükleyerek silahlanma ve savunma ittifaklarını güçlendirme eğilimlerini ön plana çıkarmaktadır. Bu durum bir yandan kitle imha silahlarının yayılması eğilimini tırmandırırken, diğer taraftan da bölgede Çin-Hindistan-Japonya-Amerika Birleşik Devletleri-Rusya arasındaki güvenlik dengelerinin mevcut parametrelerinde de yeni açılımlara yol açmaktadır.
Oysa küreselleşmenin geldiği noktada ekonomik kalkınma ve refahın olmazsa olmaz koşulu malların, hizmetlerin ve sermayenin şiddetten arınmış, güvenlikli bir mekanda serbestçe dolaşımıdır. Kuşkusuz Asya Kıtası’nın kendine özgü koşulları, Avrupa Birliği örneğindeki gibi ekonomik ve politik bir entegrasyonu imkansız kılmaktadır. Ancak bu durum, Kıta’nın başat aktörleri arasında işbirliği temelinde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesine engel değildir.
19. Yüzyıl Avrupa, 20. Yüzyıl Amerika çağıydı. 21. Yüzyıl ise tüm büyüklüğü ve potansiyeli ile bir Asya Çağı olacaktır.
II. Çok Kutuplu Bir Dünya ve Türkiye
Kaçınılmaz olarak yaşanan küreselleşme sürecinin, Türkiye ekseninde değerlendirilmesi, çok yönlü bir vizyon geliştirebilmeyi gerektirmektedir. Özellikle Çin gibi hızla büyüyen bir ekonominin, Rusya gibi Soğuk Savaş’ın ardından yeniden yapılanarak ayağa kalkmaya hazırlanan ve Hindistan gibi 21. yüzyılın ‘bilgi’ yüzyılı olacağını kestiren ve ciddi anlamda enformasyon teknolojilerine yatırım yapan ülkelerin bulunduğu Asya Kıtası’nda Türkiye’nin, küreselleşme sürecini yakından izlemesi ve bu ülkelerle ile geliştirilecek ilişkilerin yönünü ve stratejisini iyi belirlemesi gerekmektedir.
Kutupsuz bir dünyada Rusya-Çin-Hindistan hattı son derece önemli bir hale gelmiştir. Önemli bir imparatorluk geçmişi olan Türkiye dünyanın her yerinde meydana gelen önemli sorunlarla ilgilenmek zorundadır. Türk dış politikasının güvenlik boyutunun daha verimli bir şekilde ele alınabilmesi için Asya jeopolitiği ile daha yakınan ilgilenmek gerekmektedir.
Gerek Çin ve Hindistan, gerekse Rusya Avrasya alanının en önemli ülkeleri arasındadırlar. Her üç ülkenin de kendilerine özgü uygarlık geçmişleri bulunmaktadır ve bu üç uygarlık bir diğerinin karşıtı değil tamamlayıcısı konumundadırlar. Aynı zamanda bir İslam ve Avrupa ülkesi olan Türkiye ise bu tamamlayıcılık ilişkisinin temel parametrelerinden biridir.
SSCB’nin dağılmasının ardından iki kutuplu sistem sona ermiş, tüm dünyada olduğu gibi Asya bölgesinde de yeni güçlükler ve sorumluluk alanları ortaya çıkmıştır. ABD’nin tek süper güç olma çabalarına karşın söz konusu üç ülkenin etki ve sorumluluk alanları her geçen gün biraz daha genişlemektedir.
Asya ülkeleri, başta Türkiye, Rusya, Çin ve Hindistan olmak üzere kendi aralarındaki ilişkilerde çifte standartların bulunmaması gerektiğinin, strateji, güvenlik ve ekonomi alanlarında işbirliğine gitme zorunluluğunun bilincinde olarak hareket etmektedirler ve bundan böyle de bu bilincin artarak sürdürülmesi gerekmektedir. Söz konusu ülkeler arasındaki işbirliği imkanı önündeki güçlüklerden en önemlisi entegrasyon oluşturma zorluğudur. Üç ülke arasındaki işbirliği bir askeri ittifak, bloklaşma ya da diğer taraflara karşı bir cepheleşme değildir. Üç ülke arasında yaklaşık sekiz yıldır devam etmekte olan diyalog çalışmalarında bu yönde önemli uyarılar ve öneriler hazırlanıp sunulmuştur. Başlangıçta Çin ve Hindistan bileşeninin bu diyalog sırasında zarar görebileceği ileri sürülmekteydi ancak sonuçta bir takım olanaklar ortaya çıktı ve üç ülkenin bileşenlerinin eşit olduğu anlaşıldı. Bu arada uluslararası ticaret beş kat arttı. Hindistan’ın yakaladığı yüksek kalkınma hızı bu ülkenin küçük kardeş kompleksinden kurtulmasına yardımcı oldu. Bu noktada Rusya ve Çin, Hindistan’ı aktif olarak desteklemektedirler.
Bu üçlü sistemde ABD faktörü iyi değerlendirilmelidir. ABD bu sürecin kendisine karşı başlatılmış bir süreç olduğu vehmine kapılabilir ancak Çin, Hindistan ve Rus dışişleri bakanları ve diğer yetkiler ABD ile ilişkilerini geliştirmek istemektedirler.
Üçlü işbirliği faaliyetleri ticaret, ekonomi, enerji, ulaştırma, uzay ve tıp gibi pek çok alanı kapsamaktadır. Bu noktada ulaştırma koridorları oluşturma, yeni bir ipek yolu tesisi, ortak boru hatları projeleri ve daha pek çok yeni proje üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Türkiye ise jeopolitik konumu gereği bu çalışmaların parçası olmak durumundadır.
Bu günkü manzara açısından bakıldığında, çok kutupluluğun koşullarının oluşmaya başladığı görülmektedir. Üç büyük Asya ülkesi arasındaki çok boyutlu işbirliği sürecinin başlatılmış olması, Brezilya’nın da bu gelişmeleri yakından izlemesi ve bazı alanlarda Asya ülkeleri ile birlikte davranması bu sürecin hızla ilerlemekte olduğunu göstermektedir.
Asya ülkeleri küreselleşme olgusu karşısında aşağılık duygusuna kapılmamalıdırlar. Küreselleşme nedeni ile Çin, Hindistan ve Rusya kültürleri belirli derecede erozyona uğramışlarsa da, söz konusu erozyon bu kültürlerin gelişebilmesi için gerekli bir unsurdur.
İlk kez 20. yüzyılda ortaya atılan Avrasyalılık kavramı günümüz Rusya’sında ve diğer Asya ülkelerinde daha da gelişmekte ve yeni nitelikler kazanmaktadır. 20. yüzyılda yoğun bir biçimde hissedilen Batı-karşıtlığı yerini diyalog arayışlarına bırakmıştır. Günümüz dünyasında her kültürün önemi ayrı ayrı vurgulanmaktadır. Konfüçyüs, İsa ve Hz. Muhammed dünyada yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Bu durum diyalog konusunda hararetli tartışmaların yaşanmasına neden olmaktadır. Yeni Avrasya kavramı medeniyetler arası diyalogun yeniden incelenmesini gerektirmektedir.
Türkiye’nin bu sürece duyduğu ilgi son derece büyük memnuniyet kaynağıdır. Türkiye diyaloga katkı sağlama yönünde büyük bir potansiyele sahiptir ve bu noktada büyük çaba harcamaktadır.
III. Güç ve Adalet Temelinde Yeni Bir Dünya Düzeni
Güç ve adalet temelinde yeni bir düzenin kurulabilmesi için, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Avrasya’da da bazı umut verici bölgesel örgütlenmeler göze çarpmaktadır. Ancak bu örgütlenmeler daha ziyade güvenlik ile ilgilidir. Günümüzde NATO genişleyerek eski Sovyet ve Varşova Paktı ülkeleri ile ilişkiler kurmuştur. 26 üyeye ulaşan ittifak Rusya ile de özel ilişki kurmuştur. Silahsızlanma ve terörizmle mücadele konularında Rusya ile ABD arasında belirli düzeyde bir işbirliğine gidildiği gözlemlenmektedir. Ne var ki, yeni dünya düzeni çerçevesinde verilen sözler tutulamamıştır.
Uluslararası alanda güç mücadelesi sürmektedir. Yeni dönemde güç mücadelesi daha önceki dönemlerden farklı olmayabilir. Rusya-ABD ilişkileri gerilimli bir süreçte bulunmaktadır. Askeri çatışma olmasa da, çözüm için yeni girişimler gerekmektedir. Çin, Hindistan ve Türkiye bu süreçte çok önemli roller oynayabilecek güçtedirler.
Soğuk Savaş sonrası dönemde, Avrupalılar ABD’nin nükleer gücüne bağlanmanın doğru olmadığını düşünmeye başlamışlardır. ABD’nin bazı bölgelerde yaptığı operasyonlar Avrupa’yı ABD’den uzaklaştırmaktadır. Son zamanlarda yazılan makalelerde ABD’nin seçici angajmanlara (selective engagements) girmesi, yani çok sıkı NATO uygulamaları yerine, münferit durumlara uygun yeni açılımlar gerçekleştirilmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Güce değil adalete dayalı yeni bir dünya düzeni oluşturulması gerektiği açıkça ortaya çıkmıştır. Hegemonya sonrası dönemde ortak var oluş ve evrensel medeniyet kavramları vurgulanmalıdır. Siyasi otoriteler çok iyi düzenlenmeli ve insan ilişkileri yeniden belirlenmelidir.
Soğuk Savaş sonrası dönemdeki bazı ABD politikalarının yanlış olduğu doğrudur. Ancak bu dönemdeki olumsuzluklardan tümüyle ABD’yi sorumlu tutmak da yanlıştır. Yanlış anlaşılmalar ortadan kaldırılmalıdır. Marshall Schumann’ın da dediği gibi, Soğuk Savaş döneminden kalan yanlış anlaşılmalar, daha sonraki dönemi etkilemektedir. Soğuk Savaş sırasındaki yanlış anlaşılmaların, Soğuk Savaş sonrası dönemi etkisi altına almasına izin verilmemelidir. Kalıplaşmış ön yargılı yaklaşımlar çatışma ortamını körüklemektedir. Oysa bu atmosfer gerçek durum ile örtüşmemektedir. Çıkar çatışmalarının basitleştirilmesi kadar abartılması da yanlıştır. Asıl sorun NATO-Rusya ve AB arasındaki ilişkilerde nasıl bir değişikliğin nasıl yapılması gerektiğidir. Terör, kimyasal silahlar, enerji ve ulaştırma vb. alanındaki sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, ilişkilerinin niteliğinin yeniden belirlenmesi yönündeki ihtiyaç kendini daha çok hissettirmektedir. Rusya ile NATO arasında belirli düzeyde bir işbirliği mevcuttur ancak Rusya karar alma mekanizmasının dışında tutulmaktadır. İnsan hakları ve silah kontrolü gibi konularda AB’nin tek taraflı davranması gibi nedenler de buna eklenince, aradaki iyi niyetler ortadan kalkmaktadır.
ABD seçici angajman politikaları konusunda daha dikkatli davranmalı ve yeni düşmanlar yaratmamalıdır. Güvenlik konularının akışkan ve uçucu olduğu göz önünde bulundurularak her an dikkatli bir tutum ve titiz bir davranış içerisinde olunmalıdır.
IV. Asya’ya Yönelik Meydan Okumalar
Bugün Asya mekanındaki işbirliği ve kalkınma önündeki en büyük engel, gene bu mekanda var olan içsel sorun alanlarından kaynaklanmaktadır. Asya kıtası 48 ülkeyi ve dünya nüfusunun yaklaşık %60’ını barındırmaktadır. Asya aynı zamanda bir çelişkiler kıtasıdır. En düşük ve en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olan ülkeler bu kıtada yer almaktadır. Kişi başına düşen milli gelir bakımından, dünyanın en zengin ülkelerinden bazıları ile en fakir ülkeler bu kıtada yer almaktadır. Kıtadaki bazı ülkeler enerji zengini iken, diğerleri enerji bakımından dünyanın en yoksun ülkeleri arasında yer almaktadır. Kıta ülkeleri arasında enerji konusunda son derece yoğun bir rekabet yaşanmaktadır. Önümüzdeki yıllarda dünya ekonomisinde %50’lik bir büyüme beklenmektedir. Bu büyümenin %80’i ise Asya ülkelerine ait olacaktır. Hızlı ekonomik büyüme uluslararası çekim merkezinin Asya-Pasifik’e kaymasına neden olmaktadır.
Kongre’nin üzerinde yoğunlaştığı üç ülkeden Rusya uluslararası alandaki gücünü koruma ve daha ileri bir aşamaya taşıma noktasında kararlı gözükmektedir. Enerji gücünü dünya siyasi arenasında kendine yeni bir alan açma aracı olarak kullanmaktadır.
Öte yandan teknoloji, jeopolitiği her zamankinden daha fazla etkiler hale gelmiştir. Bu nedenle, önümüzdeki yirmi yıl içerisinde bu alanda daha radikal değişim ve dönüşümler yaşanacaktır. Uluslararası arenadaki güç yeniden paylaştırılacak, yeni fırsat ve belirsizlik alanları ortaya çıkacaktır.
Sanayi devrimi başladığında küresel GSH’nin %80’i Asya’da üretilmekteydi. Şimdi Asya ülkeleri büyük bir atılım gerçekleştirmektedirler ve önümüzdeki yirmi yıl içerisinde sanayi devriminden önceki konumlarını geri kazanacaklardır.
Asya’da görülen jeopolitik sertleşme yadırganmamalıdır. 19. yüzyılda Asya kıtası üzerinde iki büyük oyuncu bulunmaktaydı: Çarlık Rusya’sı ve İngiltere. Oysa şu anda kıtanın geleceğini etkileme gücüne sahip çok sayıda oyuncu bulunmaktadır. Şu an Asya’daki oyun dört temel noktada odaklanmaktadır:
1.      İttifak oluşturma
2.      Kıtasal dengenin sağlanması
3.      Pazar payının artırılması
4.      Enerji ve mineral kaynaklardan daha fazla pay alma
Günümüzde enerji Asya’nın en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. 19. Yüzyıl bir Avrupa ve 20. yüzyıl bir Amerika çağıydı. 21. yüzyıl ise bir Asya çağı olacaktır. En hızlı büyüyen ekonomiler Asya’da bulunmaktadır. Ne var ki, kıtada oluşturulan güvenlik kurumları son derece zayıftır. Bu da kıtanın siyasi olarak bölünmesine neden olmaktadır. Bu çerçevede Asya mekanı bir dizi meydan okuma ile karşı karşıyadır:
Birinci meydan okuma: Tarihin bagajından kurtulma
Tarih boyunca Asya ülkeleri arasında, dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi bir takım sorunlar buluna gelmiştir. Ne var ki, bu sorunların 21. yüzyıla taşınması, sorunları içinden çıkılamaz hale getirmektedir.
İkinci meydan okuma: Aşırı Milliyetçilik
Milliyetçilik kalkınmanın ve ulusal bütünlüğün bir aracı olarak kullanılabilir. Ancak uluslararası ilişkilerde gereğinden fazla vurgulanan milliyetçilik olgusu, birlikte davranmak zorunda olan ülkeleri, birbirlerinden uzaklaştırmaktadır. Siyasi ekonomi, ultra-milliyetçiliğin kucağına düşmektedir.
Üçüncü meydan okuma: Hegemonya tehdidini engelleme
Bugün Asya her hangi bir Asya devletinin hegemonyası altına girme tehlikesi ile karşı karşıyadır ve Asya’da bu tehlike çok yoğun bir biçimde hissedilmektedir.
Dördüncü meydan okuma: Ortak normlar ve değerler oluşturma
Asya’da ortak normlar ve değerler bulunmadığı için, siyasi olarak birlikte davranmak için gerekli temele sahip değiliz. Asya’daki rejimler demokrasi, tek adam demokrasisi, yarı demokrasi vb. gibi büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Ortak değerler meydana getirilmedikçe, işbirliği çabalarının ileri aşamalara taşınması imkanı neredeyse yoktur. Asya’da ortak değerlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Ancak bunun gerçekleşmesi son derece zordur.
Beşinci meydan okuma: Bölgesel jeopolitik geliştirme
Bugün Asya ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkiler oldukça iyi durumdadır ve ekonomik ilişkiler her geçen gün daha da gelişmektedir. Ne var ki, ekonomik ilişkiler bölgesel jeopolitiğin geliştirilebilmesi için gereklidir ama yeterli değildir. Enerji yetersizliği Asya jeopolitiğini güçleştiren en önemli sorun olarak gözükmektedir.
Altıncı meydan okuma: İletişim ve ulaşımda güvenlik
Bugün Asya’daki fotoğraf oldukça karmaşıktır ve tarihteki Asya fotoğrafından oldukça farklıdır. Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya tarihin hiçbir döneminde, bugün olduğu gibi, aynı anda güçlü devletler olarak sahneye çıkmamışlardır. 21. Yüzyıl Asya Yüzyılı olacaktır. Bu yüzyılın çelişkiler ve kutuplaşmalar yüzyılı olmaması ise meydan okumaların üstesinden gelinmesi ölçüsünde Asya uluslarına bağlı olacaktır.
The Final Declaration of the 3rd International Turkish-Asian Congress
“The Security and Strategic Cooperation in Asia: China-India- Russia”

The developments realized within the first 10 years of the 21st century have potential to effect all of the century. Now, there is a general opinion that the importance of the Asian Continent has increased and it can be a dynamic and determinant force in the new century. We share this opinion as the participants of the 3rd International Turkish-Asian Congress. This makes it impossible for us to just be a silent observer in the face of the dynamic processes taking place in Asia that we are a part of. Although we see Asia as a field of opportunities for our countries, we are also aware of our responsibilities in resolving the issues that may emerge within increasing importance of Asia in the world economy and politics.
Asia is not any more a far away geographical location for us; it is the continent that covers all the countries and nations which have collateral relations among each others. Aware of the foregoing facts, we are aiming to discuss the issues of security, economy and energy, in other words, a few of the dynamics that re-define Asia, on the basis of China, India, and Russia in relation to Turkey. Our starting point is the need to carefully observe, analyze and understand the processes taking place in Asia, of which we are a part now, and the actors determining the direction that these processes will take. We take a further step and say that, only understanding would not suffice and we should take part in the management of these processes by the said leading forces. We believe that a determination has to be made as to how the countries and the nations will be involved in shaping the new Asia within the context of the mutual benefits of Asia. Our basic reason of participation into the 3rd International Turkish-Asian Congress is this belief.

I. Toward the Asian Century?
Asia has continued its assent as very important geo-strategic and economic area from Pacific to Atlantic, from North Ocean to Indian Subcontinent during the history. Thus this truth had forced F. Braudel to say “Europe is just the peninsula of the Asia”. However the commerce, intercommunication and communication have been very hard and dangerous in this geography. The natural difficulties, the borders which were changed and set again due to the wars have been barriers for the stability all the time.
Today, one of the most important focal points of the transformation process that has been brought on by the revolution of globalization and information in the socio-economic, technological and ideological dimensions has been without any doubt the Asia-Pacific axis.
In parallel to the process of change in the international system that was caused by the conclusion of the cold war between the two super powers, the security and peace strategies in the Asia-Pacific region have changed too. The power balance in this area bring their strengthening trends of arming and defending with fuelling the confidence and stability searching of actors  and  the conflict of the market and technological development caused from energy, excessive increase in population and economic development. This situation rises the spreading of weapons of mass destruction; on the other hand it caused the new expansions in the current parameters of the security balance between China-India-Japan-United States of America-Russia.
However it is necessary to have the free circulation of goods, services and capital, in the safety areas without violence for the economic development and wealth in this point of globalization. Certainly Asian’s own conditions make the economic and political integration as the European Union example impossible. However, this situation is not against to develop the mutual relations on the base of cooperation between the main actors of the continent. 19th century was European age and 20th century was American age. 21st century will be Asian age with its greatness and potential.  

II. Multipolar World and Turkey
Evaluating the inevitable globalization process in the context of Turkey needs to develop multiple visions. As one of the main countries of Asia, Turkey has to keep attention to this process and set relations and strategies with the countries especially such as China with a rapid growing economy, raising Russia with the restructuring process after the Cold War and India with the prevision that 21st century will be the age of knowledge and investing to the information technologies.
In the depolarized world, the Russian-China-India line became profoundly important. Having an important empire background, Turkey has to be interested with the events all around the world. Asian geopolitics has to be interested more closely for considering the efficiency of the dimensions of security of Turkish foreign policy.
Either China and India or Russia is most important countries of Eurasia region. These countries have specific civilization background and these civilizations are component parts of each others but not the contraries. Equally, as a Islamic or European country, Turkey is one of the main parameters of this complementary relation.
After the collapse of Soviet Union, the bipolar world ended. Like all around the world, there have been new fields of difficulty and responsibility in the Asian region. On the contrary the US effort for being the unique super power, the influence and responsibility spheres of the three countries are getting wider increasingly.
Asian countries like Turkey, Russia, China and India have to take steps discovering that they have to get over the double standard in the mutual relations, need cooperation at the strategic, security and economic relations, and must increase these sensibilities more and more. Most important difficulty of possible mutual relations of pointed countries is the necessity of integration. The multilateral relation is not an army alliance, formation of blocs or frontage to other countries. At the works about the continuing dialogue of more than 800 years among the three countries, there was presented significant attentions and suggestions. In the beginning, it has been told that the relation of China and India could be harmed during this dialogue but at last there were some opportunities and understood that the components of the countries were equal. Meanwhile, international trades have been increased five times. The rapid growth rate of Indian development helped the country to get out of the feeling of little brother complex. At this point, Russia and China actively support India.
In this triangle system, the US factor has to be evaluated correctly. USA can see that this process was started against him but foreign ministers of China, India and Russia and other senior officers would like to improve mutual relations.
Triad cooperation activities include many areas like economic, trade, energy, transportation, space and medics. At this point, operations are going on for developing transportation corridors, a new Silk Road project, partnership for the pipe lines and many other projects. Because of the geopolitical position, Turkey has to be part of these projects.
Looking from today, one can see that there are enough elements of multipolarization. Getting started the multi-faceted cooperation relations for three major Asian countries; keeping close eyes of Brazil to the progress and moving together with Asian countries at some fields show us that the process increasingly forwarding. Even Chinese, Russian and Indian culture were abraded, Asian countries should not feel inferiority because of globalization, and it has to be experienced for the development.
For the first time the term of Eurasian appeared in the 20th century, but nowadays, it is getting strengthen and new characters in Russia and other Asian countries. Intensively experience of Westernphobia in the 20th century gave up its seat to seeking for dialogue. In our world, every culture even Confucius, Jesus and Prophet Mohammed are getting important one by one. This case causes ambitious discussions about dialogue. It has to be reassessed the dialogue among Civilizations because of the new concept of Eurasia.
Turkey’s interest toward this process is being evaluated gladly. Turkey has a great potential to contribute dialogue and make effort for it.                

III. A New World Order on the Basis of Power and Justice
In order to create a new order on the basis of power and justice, like in the other regions of world, there are some hopeful regional organizations in Eurasia. However, these organizations are generally related with security issues. Recently, NATO has established relations with ex-Soviet and Warsaw Pact member states through expansion. The alliance including 26 member states has also established special relations with Russia. We have witnessed cooperation between Russia and USA on the fields of struggle against terrorism and disarmament at the some levels. However, promises given within the context of new world order could not be realized.
Power politics and struggles still continue on the international arena. Power struggle in the new period may not be different from that in the preceding periods. The Russian-American relations are on the tense process. Although there is not any military conflict between them, new initiatives for solutions are needed. Chine, India and Turkey have enough power for playing very important roles in this process.
In the post-Cold War period, European states and nations began to consider that it is not correct to depend upon the US nuclear power. Some operations conducted by USA weaken and disrupt relations between Europe and USA. In the recently written articles, it is asserted that USA should not be involved in selective engagements, but instead of very rigid NATO implementations, new expansions should be realized according to disjunctive conditions. Necessity for creation of a new world order has already emerged. In the post-hegemonic period, coexistence and universal civilization concepts should be emphasized. Political power and authorities should be arranged very carefully and human relations should be reorganized and reformed.    
It is true that some of the US policies in the post-Cold War period are wrong. But it will be wrong to hold USA responsible for all problems and troubles in this period. Misperceptions and misunderstandings should be eliminated. As Marshall Schumann’s remark, misperceptions and misunderstandings coming from the Cold War period influence the following period. Misperceptions and misunderstandings of the Cold War period should not be permitted to effect and get under control the post-Cold War period. Rigid prejudiced approaches encourage conflicts. It is wrong to simplify and disdain clashes of interests as well as aggravate and magnify them. The major problem and subject is how change relations among NATO, Russia and the EU. When taking into consideration of very severe problems on the some areas such as terrorism, chemical weapons, energy, transportation, etc, necessity for identification and rearrangement of the relations’ characteristics become more urgent and noticeable. Even though there is cooperation between Russia and NATO on the some levels, Russia is kept away decision making mechanism and process. In addition to this, because of unilateral attitudes and acts of the EU about some subjects such as human rights and armament control, good relations and goodwill among them are removed.                    
USA should act more carefully about selective engagement policies and should not create new enemies. We should be involved in a careful attitude and accurate act by taking into consideration that security issues and affairs are very fluid, changeable and volatile. 

VI. Challenges Directed to Asia
Today, the most important barrier facing Asian cooperation and development arises from the problematical areas of this continent itself. Asian continent is composed of 48 countries and consists 60% of world population. At the same time, Asia is a continent of contradictions. The countries that have the highest and the lowest levels of population density take places in this continent. Regarding per capita income, the wealthiest and the poorest countries of the world takes place in this continent. While some of the countries in the continent are energy well-off, the others take place among the poorest countries of the world in terms of energy. Regarding energy, there is an ongoing and intense competition among the countries of the continent. In the forthcoming years, it is expected 50% economic growth. 80% of this growth will belong to Asian countries. Rapid economic growth causes the international gravity center slide into Asia. Among the three countries that the congress concentrated, Russia seems resolute about preserving its power and taking it to a more front rank. Russia is using its energy power as a tool in order to open a new area for herself.
On the other hand, technology has gained much more influence upon geopolitics. Therefore, radical changes and transformations in this field will be experienced in the forth coming twenty years. In the international arena, power will be redistributed and new opportunity and uncertainty fields will arise.
At the beginning of the industrial revolution, 80 percent of global output had been produced in Asia. Nowadays, Asian countries are advancing considerably, and in the forthcoming twenty years, they will regain their position prior to the industrial revolution.
Geopolitical stiffness in Asia should not be regarded as strange situation. There were two big actors in Asian continent in the 19th century: Tsarist Russia and UK. However, today, there are lots of actors having the power that can determine the future of the continent. Now, the game in Asia is focusing upon four basic points:
1.To make alliances
2.To obtain continental balance
3.To increase market shares
4.To get a bigger share from energy and mineral sources
Today, energy has become one of the most important problems of Asia. 19th century was a European age and 20th century was an American age. 21st century, however, will be an Asian age. The most quickly advancing economies are in Asia. Yet, security institutions established in the continent are very weak. This makes the continent partitioned politically. In this respect, Asian region is over against a series of challenges:
The first challenge: To release from the baggage of the history
During the history, there were some problems among the Asian countries, as it was in the other parts of the globe. However, bringing these problems into the 21st century makes these problems inextricable.
The second challenge: Chauvinism
Nationalism can be used as an instrument of development and national unity. However, the phenomenon of overemphasized nationalism estranges the countries that must act cooperatively. Political economy falls under the complete control of ultra –nationalism.
The third challenge: The Threat of Hegemony
Today, Asian continent is under the threat of falling under hegemony of any Asian state and this threat is felt deeply in Asia.
The fourth challenge: Establishing common norms and values
Because of the fact that Asian countries do not have common values and norms, they do not have a suitable base upon which they can behave cooperatively. Regimes in Asia show great diversity as democracy, one man democracy, semi-democracy etc. Unless common values and norms are established, it is not possible to improve cooperation endeavor. Therefore, throughout Asia, common norms must be established. However, to realize this is extremely difficult.
The fifth challenge: Developing a regional geopolitics
Today, economic relations among the Asian countries are quite well and they continue to develop. However, economic relations are necessary but not enough for developing geopolitics. Energy deficiency seems to be the most important problem that prevents Asian geopolitics.
The sixth challenge: Security in the fields of communication and transportation
Today, the picture in the Asia is quite complicated and fairly different from the Asian picture in the history. Before the 21st century, all of the Russian, Chinese and Japanese countries did never appear on scene as powerful states at the same time. 21st century will be an Asian century. Whether this century will be a contradictions and polarizations century or not depends upon the Asian countries to the extent that these challenges are overcome.